Archive for Basın

Beş para etmezlerin hükümdarlığı.

Devlet konusunda yazmak istediğim çok şey var. Bunları bu sayfalarda yazıp ilgilenenlerle paylaşmaya daha pek vaktim olmadı. Açıkçası bilgi birikimi olarak belki de henüz yeterli değilim ama birşeylerin yanlış olduğunu, değişmesi gerektiğini ve bunlardan çok daha önemli olmak üzere, değişmesinin mümkün olduğunu bütün benliğimde hissediyorum.

Bu duygulara son bir kaç yıl içinde yirmili yaşlarımın sonuna gelirken ulaştığımı düşünüyordum. Fakat özellikle şu son bir kaç ayda öğrendiklerim, yaşadıklarım, başıma gelen küçük büyük olaylar, rastlantılar, bana şu anda geldiğim yerin en az ilkokul yıllarımdan başlamış bir sürecin bu güne yansıması olduğunu hissettirdi.

Geri dönüp o günlerden başlayarak adım adım, yaptıklarım, düşündüklerim, ilgi alanlarımın belirsiz gibi görünerek yöneldiği konular gözümün önüne gelince bulmacanın bütün parçaları yerli yerine oturmaya başlıyor.

Hayatıma Türkiye’de devam etmeye karar verdiğim şu günlerde bir yandan da döndüğüm zaman inandığım değerler uğruna daha çok çalışma azmi ve umuduyla doluyorum.

Fakat öyle şeyler oluyor ki güzel ülkemde, hayatın gerçek yüzü bir anda idealizmimin önünde bir engel olarak beliriyor.

Bahsettiğim, yönetimi, kamuoyunu yönlendirme gücünü, iktidarı, parayı, kanunları istedikleri gibi yönlendirme yontma yekisini elinde bulunduranlar. Bahsettiğim, kelimelerden kortkutuğu kadar hiç birşeyden korkmayan zayıf yaratıklar. Status Quo‘ya zarar gelecek, rant kapıları ellerinden gidecek diye bir milleti satan şerefsizler.

Her türlü kontrol bu beş para etmez , üflesen yıkılacak ahlaki ve bilimsel değerlere sahip leş avcılarının elinde.

Sanıyorlar ki milletin üzerine çökmüş halleri sonsuza kadar sürecek. Sanıyorlar ki bu ülkenin gelecek nesilleri bir gün Amerikan özentisi dizilerin ve Televole’lerin etkisinden kurtulup bunların suratlarına tükürmeyecek.
Kim bunlar? Bunlar kitap yakanlar. Bunlar 301′in  arkasına sığınanlar. Bunlar düşündüklerini  ifade ve kendi kurulu düzenlerini tedhdit etti, diye gencecik çocukları darağacına gönderip de sallanan bedenlerini ibret olsun diye manşetlere taşıyanlar. Bakın bunlar bize karşı geldi ne oldu. Sesinizi kesmezseniz sizin de başınıza bu gelecek diyenler.

Bunlar önce seçim dedikleri oyunla seçtikleri bir adamı başbakan yapıp, sonra çok ileri gitti diye asanlar. Sonra da söylemlerine yakışıyor diye bu olaydan demokrasinin ayıbı diye bahsedenler.
Değişen birşey var mı peki?

Yorumlar

Haluk Ulusoy Türk vatandaşı olma yasasına sınırlama getirecekmiş.

Bugünkü Sabah gazetesinin haberine göre Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy “Türk vatandaşı olma yasasına kısıtlama getireceğiz” demiş. Futbol Federasyonu’nun yetkisi ile bu tip birşey yapılamayacağına göre büyük ihtimalle Türk vatandaşlığına sonradan geçenlerin milli takıma girmesine veya bu şekil sonradan Türk vatandaşı olanların yabancı kontenjanından sayılmasına getirilecek bir kısıtlamadan bahsediyor. Amaç “Mehmet” Aurelio gibi Türk vatandaşlığına geçen futbolcuların milli takıma girmesini engellemek. Tabi ki yeni bir kanun çıkarsa büyük ihtimalle kanun geri işlemeyeceğine göre şimdi elini çabuk tutup vatandaşlığa geçenlere işlemeyecek.

Ulusoy’un söylediğine göre Aurelio için gerçekleştirilen işlem daha önceki bir yönetimden kalma bir yönetmelikteki bir açıktan faydalanılarak yapılmış. Yani kanunda bulunan bir boşluktan bahsediliyor. Ulusoy ilk tepki olarak da bu açığı kapatmaktan bahsediyor. Diyor ki “Biz buna [yönetmeliğe] bir takım kısıtlamalar ve kriterler getireceğiz”. Yani kimin bu şekilde bir yoldan ilerleyebileceğine biz karar vereceğiz.

Bu adam Türk tarihinde sıkça görülen kişiye özel kanun örneklerinden biri ile federasyon başkanlığı adaylarında aranan yüksek okul mezunluğu “kriterinin” son dakikada ortadan kaldırılmasıyla şu anda bulunduğu mevkiye getirilmedi mi? Yani eğer kendin için kanunu değiştirebilecek güçteysen bir sorun yok, ama yürürlükte olan yönetmelikte bir “açık” varsa ve insanlar kanuni olduğu halde bu yolu kullanıyorlarsa sorun var? Bu nasıl mantıktır?

Ayrıca aynı haberde yeralan büyük ihtimalle birbiri ardına aynı diyalog içinde ettiği çelişkili laflar da baya ilginç.

“‘’Nasıl ki ben bir Türk vatandaşı olarak belli haklara sahipsem, Mehmet Aurelio da o haklara sahiptir. Dolayısıyla yeterli görüldüğü takdirde milli takımda oynaması da en doğal hakkıdır. Nasıl ki Türkler Avrupa ülkelerinin milli takımlarında oynayabiliyorsa, Mehmet de oynayabilir. ”

Buraya kadar bariz olan birşeyi ifade etmekten öte bir demeç yok ortada. Aynı bariz demeci bir iki gün önce Fatih Terim de vermişti. Türk vatandaşı olmak demek Türk vatandaşına verilen hakların bu kişiye de verilmesi ve yine Türk vatandaşından beklenen sorumlulukların bu kişiye de yüklenmesi anlamına geldiğine göre, bu net olarak gereksiz ve zaten tartışılmaması gereken bi konuyu açıkladığını zanneden bir açıklama. (Gariptir ki Fatih Terim de, Haluk Ulusoy da benzer açıklamalar yapmak durumunda hissettiler kendilerini. Her türlü kanunun “büyüklerin” anladığı haliyle açıklanması gerekli ki anlayalım) Gelelim demecin bi sonraki bölümüne:

“Beşiktaşlı Nobre ile Trabzonspor’dan Yattara’da vatandaşlık başvurusunda bulundular. Bu başvurular Levent Bıçakcı yönetiminin bir yönetmelik boşluğundan faydalanılarak yapıldı. Biz buna bir takım kısıtlamalar ve kriterler getireceğiz. Çünkü bir gün bir bakarsınız, Türk Milli Takımı’nın 8-9′u yabancı olmuş.'’

Yönetmelik boşluğu meselesine zaten değinmiştim. Fakat burda asıl ilgi çeken konu bir şahsın aynı konuşma içinde birbirine yüzde yüz tezat iki ifade kullanabilmesidir. (Sabah tarafından tek paragraf olarak çift tırnak içinde verilmiş, büyük ihtimalle bu cümleler bir hamlede ard arda sarfedildi). İlk cümlede Türk olan şahsın her Türk ile aynı haklara sahip olduğunu yinelerken, ki Türk vatandaşı olan tanım olarak Türk de olmaktadır, lafının bitiminde “bir gün bakarsınız, Türk Milli Takımı’nın 8-9′u yabancı olmuş” diyebilmektedir. Burada kendisine yöneltimesi gereken soru şudur: Madem Türk vatandaşlığına geçenler Türk oluyor, ve milli takımda futbol oynamak dahil her hakkı elde ediyor, o zaman bu şekilde Türk olan kişilere neden yabancı diyorsunuz bu bir. İkincisi, bu şekilde yabancı olarak nitelediğiniz kişiler Türk milli takımında oynarsa niye rahatsız oluyorsunuz? Irkçı mısınız?

Aslında beni asıl rahatsız eden kimsenin ırkçılığı falan değil. Zaten ırkçı mıdır değil midir onu da bilmem mümkün değil. Beni asıl rahatsız eden politik bir ortamda yükselen bir kişinin hemen güce sarılması ve o gücü de istisnasız olarak kısıtlama üzerine kullanması. Aslına bakarsanız politik gücü kullanmanın çok başka bir şekli de yok. Eğer ki getirisi olan birşey yapmaya kalkarsanız kendinizden birşey katmak zorundasınız. Bu gerekli bütçeyi bulmak, gerekli altyapıyı hazırlamak, kafa yorup düşünüp planlamak vb gibi işler gerektiriyor. Halbuki gücü kısıtlamaya kullanmak çok kolay. Bundan böyle bu böyle yapılmayacak demek neredeyse bedavaya halledilebiliyor. Getirisi olmadığı halde icraat yerine de geçiyor. En önemlisi de güç aşığı (belki de -kölesi- kim bilir?) bu insanların sizin ve benim kaderimle oynayıp tatmin olmasını sağlıyor. Nasılsa işlerine geldiği gibi kanunları degiştirebiliyorlar, nasılsa istemedikleri zaman kanunlara uymaları gerekmediğini biliyorlar. Zaten kanunlar her zaman onlara uymaktan başka çaresi olmayan masum insanların başına bela değil mi?

Yorumlar