Öfke

Son yazdığım yazıyı (Beş Para etmezlerin hükümdarlığı) yazarken aslında girmek istediğim konuya giremedim bile. Aslında konu Atilla Yayla ve başına gelenlerden ibaretti. Fakat ortaya daha öfkeli ve daha temel bir yazı çıktı. Fazla da içeriği olduğunu söyleyemeyeceğim. En nihayetinde herhangi bir argümanı olan bir yazı değil. Herhangi bir sonuca vardırmadım. Uzun çözümlemeler yapıp neden haklı olduğumu (düsündüğümü) açıklamadım.

Gözü kulağı olan herkesin zaten biliyor olması gereken bazı şeyleri bu sefer öfkemi gizlemeye çalışmadan yazdım.

Küçükken okulda “eş anlamlı kelimeler” diye bir kavram öğretilir. Büyüdükçe farkettim ki eş anlamlı kelime diye birşey yok. Eğer eş anlamlı olsalar - aynı dildeki kelimelerden bahsediyorum - birden fazla olmazlar. Örneğin ak ile beyaz klasik eş anlamlı kelime örneğidir. Fakat ak ile beyaz aynı şey midir? “Ak don” tamlaması veya “anamın beyaz sütü” deyişi eş anlamlıları olan kelime kullanılmadan ifade edilebilir mi? Bence edilemez.

Eş anlamlısı olarak kızgın, sinirli kelimeleri kullanılabilecek bir kelime öfkeli. Ben de öfkeliyim. Hatta öfkem dışarı çıkmak için sürekli çırpınıyor. Fakat kimseye kızgın değilim. Öfkeli olduğum anlar da dahil sinirli değilim. [Adımın anlamı da ‘öfkeli, sinirli’ imiş. Yıllar sonra atlar ve oklarla bir alakası olmadığını öğrenip hayak kırıkliğına uğradım]

Peki ne demek istiyorum öfkeliyim ama sinirli veya kızgın değilim derken. Önce peşinen kabul edeyim. Belki benim anlayışım yanlıştır. Diller yaşayan araçlar olduğuna göre bu gayet mümkün. Bir başka ihtimal de ingilizce’deki ‘rage’ kavramını ‘öfke’ diye Türkçe’ye çevirmemden doğan bir aksaklık olması. Netekim iki dil arasındaki çeviri kelimelerde de , eş anlamlı kelimeler olgusundaki gibi bir aksaklık var bence. Bir çok Türkçe kelimenin tam karşılığı sayılan ingilizcesi var ama çoğu zaman bu iki kelime tam olarak aynı duyguyu, aynı olguyu ifade etmiyorlar.

Benim öfke ve sinir, kızgınlık arasında gördüğüm farkı anlatayım. Bence öfke, sinir veya kızgınlık gibi pasif bir duygu değil. Elinizde olmadan sinirlenebilir veya birine kızabilirsiniz, fakat bence elinizde olmadan bir konuda öfke duymak mümkün değil. Bir adım daha ileriye gideyim. Bence bazı konularda eğer ruhunuz ve vicdanınız gerektiği gibi çalışıyorsa öfke duymak boynunuzun borcu.

Kız arkadaşınız size yalan söylese kızabilirsiniz. Ona sinirlenebilirsiniz. Ama bir ülkenin savaş uçakları masum insanların üzerine bomba yağdırıyorsa o aşamada artık öfke duymak zorundasınız.

Aktiflik ve pasiflik açısından öfke ve sinir ve kızgınlık kavramlarını karşılaştırdıktan sonra bir de sonuç ve tepki açısından bakalım.

İnsan sinirlenirse verebileceği tepkiler nelerdir? Örneğin ailenize kızdınız [sinir ve kızgınlık kavramlarını eş anlamlıymış gibi kullanıyorum fakat eminim onlar arasında da fark vardır] ve salondaki vazoyu duvara fırlatıp kırdınız. Böyle bir tepkinin bir kaç özelliği var. Birincisi, kontrolünüzü kaybettiniz. Bir bakıma elinizde olmadan, istemsiz hareket ettiniz. İkincisi, sonuç yapıcı değil, hatta yıkıcı. Durumu daha içinden çıkılmaz bir hale getirdiniz. Üçüncüsü, tepkinizi gösterdikten sonra başlangıçtakinden daha geride bir iç dünyaya sahip oldunuz.

Aynı durumda başka bir seçenek ise sakin olmak. Herhangi bir sorumsuz tepki göstermemeye çalışmak. İşi zamana bırakmak.

Oysa öfke insanı bilinçli olarak hareket etmeye itebilir. Yazının amacı da bu bir yerde. Öfkeyi yönlendirmek. Öfkeye sebep olan konuyu ya tamamen ortadan kaldırmak veya bu yönde hareket ettiğini, çaba gösterdiğini bilerek, acıyarak da olsa iç huzura kavuşmak. En azından elinden geleni yapmak.

Evet öfkeyle doluyum. Fakat genel olarak sinirli olduğum söylenemez. İnsanlara durup dururken (veya hakettikleri zaman bile) parlamıyorum. Sonradan pişman olacağım bilinçsiz hareketleri yapmamaya çalışıyorum. Ama içimdeki öfke, zamanımızın saçmalıklarını gördükçe büyüyor.

Haksızlıklara karşı hissedilebilecek şey öfke belki. Sinir ve Kızgınlıktan onu ayıran bu diyebilirim. Haksızlıkların olması. İnsanların bunu bile bile bahsetmemesi. Kanıksaması. Normalmiş gibi davranması. Değişmesi için herhangi bir çaba göstermemesi. Düzene uyup, haksızlıkların avantaj kazanan tarafına geçmeye çalışması. Ben sadece kendi işime bakarım demesi. Kimseye zararım yok deyip aradan sıyrılması. Ben sadece işimi yapıyorum demesi. Bu sorunu başımızdakilerin halletmesini beklemesi. Bana dokunmayan bin yaşasın demesi.

Belki de öfke’nin de çeşitleri var ve ben kendi hissettiğim şekline bu adı vererek yazıyorum. Emin değilim. Örneğin “Öfke ile kalkan zarar ile oturur” atasözü tam olarak salondaki vazoyu kıran ergenlik çağındaki genci çağrıştırıyor.

Peki ne yapacağız? Böyle devam etmemeli değil mi?

Ben bu yazıda da Atilla Yayla’ya girememişken, onlar Hrant Dink’i bitirdiler. Böyle devam etmemeli.

Leave a Comment

This is a captcha-picture. It is used to prevent mass-access by robots. (see: www.captcha.net)

You must read and type the 5 chars within 0..9 and A..F, and submit the form.

  

Oh no, I cannot read this. Please, generate a