İstanbul – Bartın gezisi 2. Bölüm
Dönüp bakınca kısmetin döndüğü an olarak işaret edilebilecek an.
Önde giden otomobili bir düzlükte rahat bir şekilde geçiyorum. O da hızını artırıp takibe geçiyor. Motorun kıçına çok yaklaşılmasından hiç hoşlanmam. Hız kesmiyorum. İlerde bir viraj var. İyice arkama yaklaştı. Sağa yatıyorum. Dunloplar aklıma geliyor. Evet evet. Bu motor bu virajı almaz. Artık çok hızlı değilim. Motoru dikelim ve fren. Arkadaki aracı unutma. Düz gidecek yeterli yer yok. Daha çok fren.
Lastiğin asfaltta kayma sesi. Karanlık. Motor yine asfalta değdi. Hay bin kunduz. Aklımdan geçen, böyle bir olayda herkesin aklından geçen. "Hayır bu bana oluyor olamaz". Fakat oluyor. Hem de hiç dinlemiyor.
Topu topu bir iki saniye. Zaten öyle hissediliyor. Gözümün önünden hiç birşey geçmiyor. Kendimdeyim, fakat fizik kuralları sonuca etki etmeme izin vermiyor.
Durdum. Gürültü yok. Motor da durmuş olmalı. Ayağa kalkıyorum. Acı yok. Hiçbirseyim yok. Yine de kollar ve bacakları kontrol etmek için bir iki hareket. Kahramanımız yine ayakta.
Ne oldum dememeli ama diyorum. Ne oldum? Viraj içinde sağa dönerken frene asılınca motor sağa ben sola yattım. Newton'un da tahmin edeceği bir şekilde yatma yönümüze bakmadan ikimiz de yolun kenarındaki bir buçuk metre hendeğe uçup iki metre ara ile durduk.
Arkamdaki araç duruyor. İki kişi iniyor. İyi olduğumdan emin olmaya çalışıyor, su vermek istiyorlar. Gerçekten iyiyim. Motoru kaldırmama yardım ederlerse yetecek. Suya gerek yok. Zaten yapılacak şey belli. Motor giderse tarlanın alçak tarafından dışarı çıkılacak. Gitmezse birisi çağrılacak. Kimseyi işinden gücünden almaya gerek yok. Kendilerine aynen burada anlattığım gibi anlatıyorum. "O zaman büyük geçmiş olsun" diyerek motoru kaldırıp arabalarına binip gidiyorlar. Sağolsunlar.
Süper kahramanın morali süper. İkidir yerden sağlam kalkılıyor. Motor kendi malım. Hasarın sorun edilmemesi için çok sebebim var.
Biraz hırpalanmışım. Motor daha fazla. Fakat çalışıyor. Yürüten aksamda tek görünen sorun gaz kolunun sıkışmış olması. Zor dönüyor. Açınca kapanmıyor. Cruise Control. Herşeydeki komikliği görmeli.
Biniyorum, gidiyor. Tarladan sorunsuz çıkıp yol üzerinde motoru inceliyorum. Sağ ön sinyalin camı kırılmış. Yerinden çıkması gerekirdi ama çıkmamış. Sinyalin kendisi çalışıyor. Ampül sağlam. (Yine de değiştirmesinin 54 EURO tutacağını henüz bilmiyorum). En büyük hasar benzin deposunda. Sağ gidon eğilip sağ kontrol kutusunu depoya vurmuş. En sağlam yerinden içeri göçük. (Depo da 850EURO imiş) Sağ ön plastik de çatlak. (250 EURO). Gaz'ın neden sıkıştığını biliyorum. Kontroller sağa kayınca elciği sıkıştırdı. Düzelir. Ama benim yapacak halim yok şu an.
Yola çıkıyoruz. Sağ elcik daha aşağıda. Yarış motoru gibi. Fakat ön takım düzgün. Yamuk gitmiyoruz. Gaz sıkıştığı için ani hızlanmalar oluyor. Virajlarda gaz açık kalıyor. Ama zaten çok yavas gidiyoruz. İlk defa dörtlüleri kullanıyorum. İyki var. Küçük detaylar çok önemli.
Artık Bartın hayal. Sorunsuz bir şekilde otoyola çıkıp eve dönmeli. Saat 1 civarı olmalı. İstanbul tabelalarını takip ederek gideceğim.
10 dakika önce hendeğe uçan ben miyim? (Ben ve motor) Neden öyle hissetmiyorum. Hala yol heyecanı var. Hala yollar çok güzel. Virajlar zevkli - ve tabi çok çok daha temkinli. Bu yola yeni motoru daha iyi tanımak için çıkmıştım. Şimdiden dönüş yolunda kendimi daha tecrübeli hissediyorum. Sanırım bu kawayı evcilleştirebileceğim.
İyi hissederken kurcalayıp da kötü hissetmeye gerek olmadığına karar veriyorum. Demek ki bende birşeyler aynı değil artık. Süper kahraman. Acımadı ki.
Yolun solunda açık bir mekan. Görünür biçimde bir çay demliyor. Masalar piknik masası. "Ee.. Oluuur" deyip parkediyorum.
Geçmiş olsun. Sağol. Kıyafet varmış Allah'tan. Evet, işe yarıyor. Bir çay, bir su. Su şuradaki çeşmeden. Tamam.
Fotoğraf makinesini video seçeneğine getiriyorum.