İstanbul – Bartın gezisi 1. Bölüm
Yol verip geç dediğim tacizci oto sürücünü saymazsak sorunsuz bir şekilde Ağva'ya ulaşıyorum. Otomobil kullanan birinin motosikletle yarışmaya çalışması hep abes gelmiştir bana. Amerika'da yaşadığım zamanlar bir Porsche sürücüsü de denemişti. Hem de trafik olan bir yerde. Bir yerde mantık hatası yaptıklarının farkında değiller de; öğrenmezler de mi?
Ağva. Yine otopark/sahil melez olmuş. Görevli'ye gidip "Bir bakıp çıkmak istiyorum" diyorum. "Tabi buyrun, zaten motosiklete serbest" diyor. Ne güzel. Sıcak bir alışveriş daha. Limana gidip bakıyorum. Denize girenler var. Motorun üstünden inmeden yalandan bir iki fotoğraf çekiyorum. Nedense varışlar ilgimi çekmiyor. "O kadar gittin görmedin mi?" demesinler diye şöyle bir bakınıyorum ulaştığım yerlerde. Fakat Şile'de dünyanın en büyük ikinci deniz feneri olduğu şimdi aklıma geliyor. Deniz feneri, meniz feneri. Başka zaman görürüz.
Otoparkın içinde iki tane motorlu. Bir araçla bir bayanın eşliğinde gidiyorlar. Selam verip nereye gittiklerini soruyorum. Beraber hep daha zevkli. Bu sefer tutmuyor. Sapanca tarafına gidiyorlar. Söyledikleri yeri tanımadığımda bilmemne nehrinin denize döküldüğü yer tarzı şu anda hatırlamadığım bir tarif yapıyorlar. Kulağa hoş geliyor ama ben başka tarafa gidiyorum. İyi yolculuklar dileyip yoluma devam ediyorum. Sıcak bir an. Bu günkü tarzımız diyaloglardan uzak durmayı tercih eden tarza benzemiyor. Keyfimi kimse bozamaz ki.
Ağva'dan ayrılıyorum. Bir sonraki durak Kandıra. Daha Bartın'a çok yol var. İstikamet Bartın ama ulaşma zorunluluğu yok. Keyifler iyi olursa akşam 5'e kadar yol gidebilirim. Dönüş de akşam 10 civarı olmuş olur. Sorun yok.
Ağva - Kandıra arası yol çok güzel. Virajlar yine viraj ama bazı kesimler düzlük olduğu için virajın çıkışı görünüyor. Buralarda daha stressiz olarak dönüş yapılabiliyor.